29 May 2007

Kingdom of Heaven

Has anyone seen "Kingdom of Heaven" ? I saw it two and half year ago! I watched it again yesterday. So Who is Selahaddin Eyyubi?

28 May 2007

Kitap okuyor mu su nuz?

Düşünen, fikir üreten, düşündüğünü ifade edebilen ve yanlış bilgi ile doğru bilgiyi ayırabilen fertlerin sayısının artması için, çocukluk çağında kitap okuma alışkanlığının kazandırılması gerekmektedir.

Kitap okuma çocuklara bazı zihnî maharetler kazandırır. Kitap okuyan çocuklar eğitim süreçlerinde anne babaların ve eğitimcilerin işlerini de kolaylaştırır. Eğitime yapılan yatırımın karşılığını almak isteyen anne babaların çocuklarını pahalı okullara göndermeleri ve onların istedikleri her şeye ulaşmalarını sağlamaları yeterli değildir. Çünkü okuma alışkanlığı olmayan çocuklar, başarılı olmada zorlanmaktadırlar.

Lütfen bazı günler televizyonu kapatıp kitap okuyalım...

26 May 2007

Hayat

Uğraş didin farklı şeyler yapmak için
Üç kişi ya da beş kişi anlar
Ve zaman, ve zaman farklı yüzlerle
Bazen yanında bazen arkanda

Yalan diye bir şey yok
Gördük ama konuşmadık

Ve hayat her şey yolundayken dur dedi artık

Ve hayat herkes evindeyken dur dedi artık

Ve hayat -ki canına tak etmişti- sus dedi artık

Ve hayat

Kırık düşler, aynı yalnızlık
Öyle azaldık ve yıprandık ki
Kafamız karışık, değişmek zor
Dünya yıkılsa anlamazlar

Söyleyen : Mor ve Ötesi

24 May 2007

Ankaram Geçmiş olsun, Ulusum Geçmiş olsun! Explosion at the Anafartalar Shopping Center in Ankara, Turkey!

Ulus'taki Anafartalar Çarşısı'nın önünde patlayan bomba gerçekten çok üzücü. Güzel Ankaram ve Ulusum bunu hakettmiyor !!

Terörü lanetliyorum !!!

Dün Ulusun yakınından (olay yerinden) 17:00 civarında otobüsle geçmiştim. saat 19:20 de otobüsle Yıldıza doğru giderken, otobüsdeki yolcular patlamayı konuşuyordu. Çok şaşırdım!. 20:20 de ilk mesaj ve arama İstanbul'dan Ercan'dan ve sonra diğer arkadaşlarımdan geldi. Beni merak eden Ankara dışından arayan her arkadaşıma teşekkür ederim.

Ne zaman gece haberleri TV den izleyince olayın ciddiyetini anladım. Altı vatandaşımın ölümü gerçekten üzücü. Bunu güzel ülken gerçekten haketmiyor. Tekrar büyük geçmiş olsun.

Six people were killed and at least 80 hurt in an explosion in Ankara, Turkey!! The front of all building was ripped off by the bomb at the Anafartalar shopping centre, in Ulus, Ankara, Turkey.

19 May 2007

19 Mayıs

ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞI'NDA

Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı
Selam durdu kayığı, çaparası, takası,
Selam durdu tayfası.
Bir duman tüterdi bu geminin bacasından bir duman
Duman değildi bu
Memleketin uçup giden kaygılarıydı.

Samsun limanına bu gemiden atılanDemir değil
Sarılan anayurdaKemâl Paşa'nın kollarıydı.
Selam vererek Anadolu çocuklarına
Çıkarken yüce komutanKaradeniz'in hâlini görmeliydi.
Kalkıp ayağa ardısıra baktı dalgalar
Kalktı takalar,İzin verseydi
Kemâl PaşaArdından gürleyip giderlerdi Erzurum'a kadar.
Cahit KÜLEBİ

18 May 2007

Şebnem Şavkılıoğlu, Sevgili yeğenim Doğum günün kutlu olsun! Happy Birthday!

Canım Şebnemcim,

Nice nice mutlu yıllara, bunu herzaman söyleyemesemde seninle daima gururduyuyorum. İşin çok zor ama üstesinden geliyorsun. Hem işinde hemde özel hayatında basamakları hızlı çıkacağına eminim. Bütün dileklerinin gerçekleşmesini diler, gözlerinden öperim.

Seni canından çok seven,
Dayın Erkin YILDIRIM

12 May 2007

3rd ELT CONFERENCE ODTÜ Geliştirme Vakfı Okulları

I attended the 3rd ELT Conference "Lifelong Literature from K to 12" at ODTÜ Geliştirme Vakfı Okulları Ankara, Türkiye May 12. 2007

It was excellent. I went there with my director, Mrs. CİMEN. There were three lecturers, Peter GRUNDY, Peter LUCANTONI, and Teresa DOGUELLI.

Mr. GRUNDY is a good author, the former president of IATEFL, said that "the language of literature isn't the language we use in everyday life: so why do we use literature in language teaching and how can we make the best use of it in our classrooms?" In his talk, he tried to show how some of the differences between literature and everday language provide us with a wide range of ideas for stimulating activities which add a range and depth to everyday language teaching.

What about Mr. LUCANTONI? I think he's a very good explorer, explained How to authentic and semi-authentic text from a wide range of sources can be exploited not only to help learners develop and improve their reading skills, but also to provide a basis for practice in writing, listening and speaking. I enjoyed his speech about authentic texts and sure they will helpful for my long career in English language teaching.

Hold on, hold on! :))) I guess Mrs. DOGUELLI is very energetic, funny and excellent teacher. Her presentation, Reading Circles was very good as well. I liked her Reading circles as well. I sometimes didn't manage my large smile on her speech :)

During the coffee break and lunch I got a great chance to have long talk to my director. Unfortunately I do not have many meetings with her! So I had a long talk with her about our ELT and our students' future programmes at SEC. I mostly saw happy expressions on her face as well:)

Everything was excellent at a large conference hall, even there were more than five sponsers, Pearson Longman, Cambridge University Press (Trend ELT), Express Publishing (Inkaş), Ankara ELT (Machmillan English), Nüans and Oxford University Press.

Boysan Bengil, my real friend, hope your birthday is just the beginning of a year full of happiness

If you are married
your wife will be happy
for you were born this day.

If you are not married
Your parents will be happy
for you were born this day.

If you don't have parents
I will be happy as your friend
for you were born this day.

Happy Birthday! You're not getting older...just more distinguished! :)) You're always more than a friend, and I remember you in my heart and mind as well.
Missed old days, waiting for you in Capital city! :)
Take care

Love

Erkin

10 May 2007

Yarın

Hiçbir siyasi partiye üye deyilim, ama sanat, edebiyat, resim ve fotoğraf hayatımın bir parçasıdır.

Erkin

YARIN

birşeyler olacak yarın
duruşundan belli
kırdaki atların
bulutların koşuşundan belli
kazışından köstebeklerin toprağı
karıncaların telâşından belli
birşeyler olacak yarın
belki bir tomurcuk
belki bir ağacın düşen yaprağı
belki de bir çocuk
pek o kadar göremesek de uzağı
kuşların uçuşundan belli
birşeyler olacak yarın
öbürgünden önemsiz
yarından önemli

by Bülent ECEVİT

Şair güzel yazmış,

Bende bu mısralardan etkilendim, izninizle bende karalamak istiyorum...

BELKİ

yarın birşeyler olacak, belki bu gönül bir gün daha gülümseyecek,
Mutluluk yüzüme yansıyacak.
gözlerdeki ışıltıya katıldığımdaki mutluluk bir başka olacak,
ne dün için ne bugün için belki yarın için.
nefes alıyorsam ki ozaman mutluyum,
dudaklarım hasret olsada sevgiliye
belki bu gönül birgün daha gülümseyecek
belki gözyaşım sevince karışacak yarın birşeyler olacak
belki birdaha bu yazılanlar okunmayacak
haykırsamda sesim çıkmayacak
dün bugünden güzel olacak demiştin
yoksa yarın mı bugünden güzel olacak
yarın çocuk gibi dudaklarını buruşturduğunda ağlarım şimdi yokluğuna
belliki yarında sen benim yokluğumda dudaklarını buruşturacaksın
belki oda olmayacak
hatıralarda kalacak
belki yarın birdaha olmayacak.

by Erkin YILDIRIM



1 May 2007

Smart Board

Sevgili öğretmen arkadaşlarım, Smart Board işte böyle kullanılır!






http://www.youtube.com/watch?v=NZNTgglPbUA

Smard Boardu biliyorum ama bu profesörü tanımak istiyorum diyorsanız, lütfen bu profesörün aşağıdaki kişisel web sayfasını tıklayınız.

Profesör Randall Davis, kişisel web sayfası

23 April 2007

23 Nisan 2007

Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız. Memleketi asıl aydınlığa gark edecek sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz; kızlar, çocuklar!
M.Kemal Atatürk (Bursa, 1922)


Bütün öğrencilerime ve ulusuma güveniyorum. Atatürkümüzün yukardaki sözlerine ekleyecek birşey bulamadım!

18 April 2007

Zeynep KANRA

Tibet - Butan - Nepal

Dia Gösteri & Sunum

8 Haziran 2007
saat 19:00

yer: Turkcell Konferans Salonu

Meşrutiyet Cad. No:153

Tepebaşı - Taksim

İstanbul Türkiye

13 April 2007

ANKARA METROSUNUN KULLANIMI HAKKINDA BİR ANKET

Arkadaşlar tez çalışmasında kullanmak üzere mimar bir arkadaşımın hazırladığı metroya ilişkin ankete katılmak isterseniz sevinirim. Ankete aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz ayrıca listenizdeki kişilere de anketi ulaştırabilirseniz çok mutlu olurum şimdiden katkılarınızdan dolayı çok teşekkür ederim.

Anket bu linki adres çubuğuna yapıştırabilirsiniz.

5 April 2007

Muthiş Hikaye

Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?" dedi. "Evet,Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu." dedi. Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. "Ya, öyle mi.?" diyebildi sadece. Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini toparlayıp "Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?" diye sordu. "Evet var, oğlu Selim Bey....". Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?" dedi. Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye, "Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim." dedi ve telefona yöneldi.. Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu.
"Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi. Daha sonra mütebessim bir çehreyle, "Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin." dedi. Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak, 'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebessim gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak, "Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemiş." dedi. "Bendeniz de Selim Cebeci. Lütfen buyurun, oturun." dedi, genç iş adamı. Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz: "Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl. Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim." dedi ve dudakları titredi, özleri doldu. "Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam."
Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: "Fakat en azından o büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan da bahtiyarım."
Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı, kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine: "Mehmet Baydemiş demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemiş mi?" Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla "Evet" dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı. "Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık." dedi. Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve "Sizi karşıma Allah çıkardı." dedi.
Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı. "Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki, ama neden?" dedi.
Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak "Bizdeki emanetinizi vermek için..." deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı. "Emanet mi?" dedi. Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine "Gelebilir misiniz?" deyip telefonu kapattı. Mehmet Bey, şaşkın gözlerle Selim Beyebakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi. Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı. Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı.
Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek, "Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum." dedi. "Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. 'Sana bunun için burs vermedim.' diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum." dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotografına mıhladı.
Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı. Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti: "Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra..." Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı. Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu: "Bir müddet sabredeceğiz, sonra..." İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip tabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu. Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu.
Üçüncü cümlede: "Bir müddet yürüyeceğiz, sonra..." diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı.
Sonunda dayanamayıp, "Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim." Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes alarak: "Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça yi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin... Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor.
Annemin ağlayışına mukabil babam: 'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...' dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi, 'Alışacağız.' dedi. Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı.
Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı. Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' diye haykırdı.
Bunun üzerine babam: 'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi .
Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, 'Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.' dedi. Yürümeye başladık. Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla, 'Yoruldum.' dedim.
Babam oldukça sakin bir şekilde: 'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız. ' dedi.
Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum.
Bir gün, merakıma yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı: 'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.' Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık.
Bu hal birkaç yıl sürdü. Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı. 'Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyor musunuz?' dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa o turdu. Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı. Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı. Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı. Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik.
Babam nihayet kendisini topladı ve 'Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime 'bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.' demiştim. Bugün ise, Allah'ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık kimseye tek kuruş borcum kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi olarak sakladım.
Bu çoraplar her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.' diyor". Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenen gözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayran hayran baktı. "Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım." Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu. Selim Bey kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim, sonra..." dedi ve gülümsedi. O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir kutuyla içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı. 'Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.' dedi.
Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı. Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı. Sevgili Mehmet Bey oğlum, Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu.... Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım. Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı, ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım onu Rabb'im bilir. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım. Sevgilerimle, Nazif Cebeci. Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Beyde bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu.. Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı. Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi

30 March 2007

Dünyada en önemli, en değerli şey nedir?

Lütfen kapıyı kapatın veya tek başınıza kalabileceğiniz bir yere gidin. Kendinize sorarmısınız, dünyadaki en önemli, en değerli şey nedir? Elbet birşeyler düşünebilirsiniz, belkide bana en az dört şey sayabilirsiniz. AMA dikkat edin! Lütfen öyle bir şey söyleyin ki o olmadan bu saydıklarınızı yapmanız oldukça zor olur. Eğer onun ne olduğunu bulursanız afferin size! :) ona sıkıca sarılın onsuz diğer hiç birşeyi yapamazsınız.

27 March 2007

GESİ BAĞLARI

Bir arkadaşımın ricasını kıramadım. Bu sözlere bende takıldım. Vakti geldiğinde söylemiş bu türküyü Barış Manço! En duygulu türkü... Katılırım en iyi yorum başta Barış Manço'ya aittir. Bazılar derki Kayseri türküsüdür...

Gesi Bağları nerededir? Kayseri mi? Kayseri'nin Gesi beldesi mi?


Gesi bağlarında dolanıyorum
Yitirdim yarimi aman aranıyorum
Bir çift selamına güveniyorum
Gel otur yanıma hallerimi söyleyim
Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim?

Gesi bağlarında üç top gülüm var
Hey Allah'tan korkmaz sana bana ölüm var
Ölüm varsa şu dünyada zulüm var
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimse yanmasın anam yansın derdime...

21 March 2007

Sevdiğim kitaplar

En iyi kitap veya kitaplar dersem aklınıza hangileri gelir?

18 March 2007

Şehitler günü

Aziz Şehitlerimizi Şükranla Anıyorum. Şehitlerimizden aldığımız Vatanseverlik, Milletseverlik Bayrağını Taşıma Azminde Olmakla Onlara Olan Borcumu Biraz Olsun Ödemeye Çalışıyorum.

Türk Silahlı kuvetlerinin bu önemli gününü candan kutlarım.


“Bu memleketin topraklarında
kanlarını döken İngiliz, Fransız,
Avustralyalı,Yeni Zelandalı, Hintli kahramanlar!
Burada, dost bir vatanın toprağındasınız.
Huzur ve sükun içinde uyuyunuz.
Sizler, Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar!
Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır.
Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır.
Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

9 March 2007

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar ( Milliyet, 8 Mart 2001)
1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.
2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.